Ulusötesi İslam ümmetinin gücünü artırmada belirleyici olan şeylerden biri, jeopolitik gelişmeleri isabetli bir şekilde yorumlayabilme becerimizdir. Ancak dünyada siyasi belirsizlik ve kutuplaşma derinleşirken, belirli olayların ardındaki gerçek nedenleri ve tetikleyicileri anlamak her zamankinden daha güç ve tartışmalı hâle gelmiştir. İnternette artan dezenformasyon, siyasi olayların kamuoyu nezdindeki algısını ciddi biçimde tehdit etmektedir; bunun örnekleri seçim sonuçlarından aşı kabulüne ve komplo teorilerine olan inanca kadar pek çok alanda görülmektedir.
Dezenformasyonun artmasına rağmen -ya da belki de bu sebeple- son yıllarda Batı’daki popüler söylemde siyasi özgüvenin aşırı arttığı gözlemlenmektedir. Ana akım medyayla boy ölçüşebilecek platformlara sahip, kendi kendini uzman ilan eden pek çok figürün ortaya çıkması ve bilgiye tek tıkla ulaşılabilmesiyle birlikte, araştırmalar Amerikalıların siyaset hakkında düşündüklerinden daha az bilgiye sahip olduklarını gösteriyor.1 Bu aşırı özgüven, aşırı inançların yeşermesine ve toplumsal ayrışmaya zemin hazırlamaktadır.
Kamuoyu yalnızca “sahte haberler” yoluyla şekillenmez; bilginin sunuluş biçimi, yani “çerçevelenme” tarzı da son derece etkilidir. Çerçeveleme, bir bilginin belirli bir bakış açısından sunulmasıdır; bu bakış açısı, belli unsurları öne çıkarmayı veya geri plana itmeyi bilinçli olarak amaçlar. Bu, bır olaya ait gerçekleri belirli bir mercekten aktararak diğer muhtemel yorumlar yerine belirli yorumları ön plana çıkarmak anlamına gelir. Böylece, izleyici ya da okuyucunun belirli dinamiklere yönelik farkındalığı belirli bir amaca hizmet edecek şekilde inşa edilir.
Çerçevelemeler her yerdedir. En temel düzeyde ve çoğu zaman bilinçdışı şekilde işleyen bu çerçevelemeler, dünyaya bakışımızı kaçınılmaz olarak yansıtan dünya görüşleri, ideolojiler, inanç sistemleri ve toplumsal tahayyüller2biçimini alır. Daha dar bir bağlamda ise çerçeveler, çeşitli toplumsal, kültürel ve siyasi amaçlar doğrultusunda bilinçli olarak kullanılır. Bu tür aktif çerçeveleme, toplumsal değişimi hedefleyen hareketler için hayati önemdedir; zira bu hareketler, dünya olaylarını ve mücadeleleri belirli bir bakış açısından yorumlayarak anlamlandırır ve siyasi eylem için gündem belirler.
Propaganda da aktif çerçevelemenin bir örneğidir. Nitekim Batı’nın köklü medya kuruluşlarında kullanılan çerçeveler, özellikle İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarından bu yana artan bir şekilde eleştiri konusu olmuştur. Pek çok kişi, savaş haberlerinde İsrail lehine kamuoyu desteği üretmeyi amaçlayan önyargıları, bariz yalanları ve dezenformasyonu ortaya koymuştur. Etik temellere dayanan aktif çerçeveleme ile propaganda arasındaki temel fark ise şudur: Her ikisi de kamuoyunu etkilemeyi amaçlasa da propaganda bunun için kasıtlı olarak söylentiler, yalanlar, yarı gerçekler ve çeşitli dezenformasyon biçimlerini kullanır; etik çerçeveleme ise bu tür yöntemlere başvurmaz.
Bu yazı, ümmet merkezli siyasal analiz bağlamında aktif çerçevelemeye odaklanmaktadır. Birleşmiş bir İslam medeniyetinin hedeflerine hizmet eden siyasal analizler üretebilmek için, haberleri ve İslam ümmetini etkileyen küresel gelişmeleri yorumlamada kullanılacak ümmetçi çerçeveleri tespit etmek, geliştirmek ve uygulamak hayati önemdedir. Bu makale, siyasal olayların aktif bir şekilde ümmet perspektifiyle çerçevelenmesi gerektiğini savunmakta ve analistler ile yorumcular için tartışmaya ve geliştirmeye açık bazı temel çerçeveler önermektedir.
Çerçeveleri Anlamak
“Siyaset tamamen çerçevelerle ilgilidir… Bir çerçeveyi tanımladığınız anda, o çerçevenin içine giren her şeyin ya anlamını ya da rengini değiştirmiş olursunuz.”3
Çerçeveleme, anlamın toplumsal olarak inşa edilmesini ifade eder ve iletişimsel etkileşimlere dayanır. Kavram ilk kez sosyolog Erving Goffman tarafından 1974 yılında ortaya atılmıştır. Goffman’a göre “çerçeveler,” insanların nesne ve olayları anlamlandırmasına imkân tanıyan, kültürel olarak belirlenmiş gerçeklik tanımlarıdır. Çerçeveleme analizine dair akademik literatür, o tarihten bu yana kavramın daha derinlikli kuramsallaştırılmasını sağlamıştır. Kimberly Fisher ise çerçeveleri, bilgiyi anlamlandırmak amacıyla kullanılan, söylemin yarı-yapısal öğeleri olarak tanımlar.4
David Snow ve diğer araştırmacılar, olayların ve nesnelerin kendilerinde içkin bir anlam taşımadığını, aksine anlamın yorumlayıcı süreçler yoluyla inşa edildiğini savunurlar.5
Snow, bu durumu açıklamak için faydalı bir benzetme kullanır: Fotoğraf çerçevesi benzetmesi. Bu benzetmede çerçeve, dikkatin nereye yöneltileceğini belirler; yani neyin “kadraj içinde” ve neyin “dışında” olduğunu tayin eder. Aynı zamanda bir ifade ve bütünleştirme aracı olarak işlev görür; söylemin farklı unsurlarını birbirine bağlayarak anlamlı bir bütün oluşturur.6
Çerçeveleme ile ideoloji arasındaki ilişki uzun süredir tartışma konusudur. Snow ve Bedford, bu ikisinin karıştırılmasını önlemek için ideolojiyi çerçeveleme faaliyetinde kullanılan bir “kültürel kaynak” olarak tanımlarlar.7
Bu nedenle çerçeveleme, olayları ve deneyimleri ilgili ideolojilerden ve baskın inanç sistemlerinden beslenerek büyütür ve etkisini artırır. Yukarıda da önerildiği edildiği gibi, bu farkı kavramsallaştırmanın bir başka yolu, ideolojiyi ya da dünya görüşünü çoğunlukla bilinçdışı, edilgen bir süreç olarak; çerçevelemeyi ise yeni çerçevelerin üretimini de içeren aktif ve bilinçli bir süreç olarak düşünmektir. Burada elbette diyalektik bir ilişki söz konusudur: Kişinin dünya görüşü çerçeveleme sürecini yönlendirirken, benimsenip olgunlaşan yeni çerçeveler de zamanla o dünya görüşünün bir parçası hâline gelir.
Gerçekliklerin nasıl çerçevelendiği, insanların onlara nasıl tepki vereceğini belirlemede kritik bir rol oynar. Bu durum psikolojik düzeyde de kanıtlanmıştır. Davranışsal iktisatçı Daniel Kahneman, Amos Tversky ile birlikte yaptığı araştırmalar sayesinde, çerçevelemenin karar alma süreçlerini nasıl etkilediğini göstererek 2002 yılında Nobel Ekonomi Ödülü’nü kazanmıştır. Örneğin, bir seçeneğin faydalarının vurgulanması, aynı seçeneğin risklerinin öne çıkarılmasına kıyasla insanların o seçeneği tercih etme olasılığını büyük ölçüde artırmaktadır. Aynı şekilde, bir tercihin yol açabileceği kayıpların vurgulanması, kazanımların vurgulanmasına kıyasla psikolojik olarak iki kat daha güçlü bir kaçınma tepkisi doğurabilmektedir.8
İslam’ın erken tarihi de çerçevelemenin örneklerini sunar; bunlar arasında Peygamber Efendimiz’in ﷺ tutumu da yer alır. Huneyn Savaşı’nda Peygamber ﷺ, kaçan askerleri şu sözlerle toparlamıştır: “Ben Peygamberim, bunda yalan yok! Ben Abdülmuttalib’in oğluyum!”9 Kendini yalnızca Allah’ın peygamberi olarak değil, aynı zamanda Mekke’nin en önde gelen liderlerinden birinin torunu olarak çerçevelemeyi seçmesi, henüz yeni Müslüman olmuş ve kabile aidiyetlerinin hâlâ büyük önem taşıdığı kişilerin kalplerini güçlendirmeyi hedefliyordu.
Kitle iletişiminde çerçevelemenin siyasi rolü geniş çapta incelenmiş ve hem uzmanlar hem de halk tarafından giderek daha fazla kabul görmeye başlamıştır. Günümüzün bilgiyle dolup taşan dünyasında insanlar, karmaşık meseleleri sadeleştirmek ve fikirlerini şekillendirmek için haber kaynaklarına ve medyaya başvurmaktadır.10Haber kaynakları doğrudan propaganda yapmasalar bile, çoğu zaman açık ya da örtük bir şekilde jeopolitik olayları kendi ülkelerinin “millî çıkarları” doğrultusunda çerçeveler ve bu yolla kamuoyunun algısını etkilerler.
Çerçeveleme, kamuoyunu etkilemek ve toplumsal değişimi yönlendirmek isteyen toplumsal hareketler için kritik bir araçtır. Mesajlarını stratejik biçimde çerçeveleyerek aktivist gruplar destekçilerini harekete geçirebilir, daha geniş bir kamuoyu desteği kazanabilir ve karşıt görüşleri etkisizleştirebilir. Bu kasıtlı çerçeveleme, yalnızca değişimi teşvik etmekle kalmaz, aynı zamanda dezenformasyona ve yüzeysel bakış açılarına karşı bir düzeltici işlevi de görür. Bu bağlamda başarılı bir çerçeveleme, “potansiyel destekçileri ve bağlıları harekete geçirir, dışarıdan destek sağlar ve muhalifleri etkisizleştirir.”11
Günümüzdeki çeşitli toplumsal hareketler, çerçevelemeyi bilinçli biçimde kullandıklarını açıkça ortaya koymuştur. İklim değişikliği aktivistleri, biyolojik çeşitliliğin hızla yok olabileceğini vurgulayarak çevresel sorunların aciliyetini ön plana çıkarmaktadır. LGBT hakları savunucuları, davalarını seküler eşitlik ve toplumda orantısız risklere maruz kalan azınlık cinsiyetlerin korunması meselesi olarak sunmaktadır. Benzer şekilde, kürtaj tartışmasında “seçim yanlısı” (pro-choice) ve “yaşam yanlısı” (pro-life) kampanyalar, çelişen iki çerçeve etrafında şekillenmiştir: Biri annenin haklarını, diğeri doğmamış çocuğun haklarını öne çıkarır. Bu örneklerin her birinde amaç, sadece bir argüman sunmak değil, belirli bir bakış açısını önceliklendirmek ve kamuoyunu bu doğrultuda yönlendirmek ve harekete geçirmektir.
Toplumsal seferberlik için etkili çerçeveleme üzerine yapılan araştırmalar, hareketlerin genellikle başvurduğu çeşitli aşama ve stratejileri ortaya koymuştur. Bir hareketin yayılım gücünü önemli ölçüde etkileyen üç temel çerçeveleme görevi tespit edilmiştir:12
1)Teşhis edici çerçeveleme (diagnostic framing): Bir sorunu tanımlamak ve bu sorunun sorumluluğunu belirlemek.
2)Tedavi edici çerçeveleme (prognostic framing): Tanımlanan soruna çözüm önerileri sunmak.
3)Motivasyonel çerçeveleme (motivational framing): Harekete geçmeye çağırmak ve eylem stratejisini ortaya koymak.
Ayrıca, önemli bir aşama da ‘çerçeve uyumu’dur; burada bireylerin sahip olduğu çerçeveler, bir toplumsal hareket tarafından ifade edilen çerçevelerle örtüşür. Çerçeve uyumu, sunulan çerçevelerin daha geniş bir dünya görüşüyle uyumlu olması ve belirli bir inanç sisteminde öncelik açısından yüksek bir konumda bulunmasıyla mümkündür. Son olarak, çerçevenin ilettiği mesaj açık ve hedef kitle için anlamlı olmalıdır. Hedeflenen kişilerin görüşlerine hitap etmeyen veya onlarla ilişkilendirilemeyen bir çerçeveleme, önerdiği eylem ya da sunduğu analiz açısından çok az destek bulur.
Ümmetçi Çerçeveler Geliştirmek
Güncel sorunlara çözüm üretmede ve küresel olayları anlamada ümmetçi bir yaklaşımı ana akım hâline getirmek için doğru, derinlikli ve güvenilir siyasal analizler için uygun ümmetçi çerçevelerin kullanılması gerekir. Bu tür çerçeveleri tespit etmek ve geliştirmek dinamik bir süreçtir; aşağıda sunulan beş çerçeve bu tartışmayı başlatma amacı taşımakta olup, kesin ya da kapsamlı bir liste olma iddiasında değildir. Siyasal analiz bağlamında en işlevsel olanlar, teşhis edici ve çözümleyici çerçevelerdir, çünkü bunlar ilerleyen aşamalarda harekete çağrı için zemin hazırlar.
Birinci Çerçeve: Ümmet, ulusötesi ve potansiyel olarak etkili bir aktördür.
Ümmeti, ayrı bir varlık ve potansiyel olarak etkili bir aktör olarak görmek, ümmetçi söylemin merkezinde yer alır. Müslüman dünyaya dair yapılan bölgesel analizler genellikle ümmet bağının önemini geri planda bırakır; onun yerine milliyetçi, etnik (pan-Arabizm, pan-Afrikanizm) ya da bölgesel aidiyetleri öne çıkarır. Buna karşılık ümmetçi analiz, ümmetin ulusötesi ve bölge-ötesi düzeydeki dini, medeniyetsel ve coğrafi bağlantıları sayesinde kendine özgü bir analitik birim oluşturduğu inancına dayanır.
Ümmet kimliğinin vahye dayalı temelleri, Ovamir Anjum’un Ümmetiks Nedir? (What is Ummatics?13) başlıklı makalesinde ayrıntılı bir şekilde ortaya konmuştur. Müslümanlar, inançları ve yeryüzünde Allah’ın adaletini ayakta tutma taahhütleriyle diğer topluluklardan ayrılan dini bir topluluk oluştururlar. Peygamber Efendimiz’in ﷺ şu hadisi siyasal analiz açısından özellikle anlamlıdır: “Müminler birbirlerine merhamet, sevgi ve şefkatte bir beden gibidir; bedenin bir uzvu rahatsızlandığında, diğer uzuvlar da uykusuzluk ve ateşle ona karşılık verir.”14Bu, dünyanın farklı bölgelerindeki Müslüman kardeşlerine karşı duyulması gereken farkındalık ve hassasiyetin altını çizer. Ümmetin bir parçasının yaşadığı acı, diğerlerinin de o acıya ortak olmasını ve ellerinden geldiğince o sıkıntıyı gidermeye çalışmasını gerekli kılar.
Bu duyarlılık, her ne kadar Müslüman dünyadaki rejimler tarafından nadiren hayata geçirilse de dünya genelindeki Müslüman topluluklar arasında güçlü bir şekilde yaşatılmaktadır.15Bu duygu, Filistin halkıyla dayanışma amacıyla düzenlenen protestolarda, dünya genelindeki topluluklar tarafından yoksulluk, çatışma ve doğal afetlerden etkilenenlere bağışlanan yüz milyonlarca dolarda ve hatta belirli sporculara ve takımlara verilen desteklerde kendini göstermektedir. 2022 Katar Dünya Kupası’nda Fas millî futbol takımına gösterilen olağanüstü destek buna bir örnektir. Aynı şekilde, Osmanlı hilafetinin yıkılmasından bu yana eksikliği hissedilen temsilî Müslüman liderliğe yönelik köklü özlemde de bu açıkça görülmektedir.
Müslüman dünyadaki sömürgecilikten kurtuluş ve bağımsızlık hareketleri, İslami kavramlardan ve duygulardan yoğun biçimde beslenmiş, İslami yönetim ruhunu yeniden diriltme umudunu taşımıştır. Örneğin Fransa’dan bağımsızlığını kazandığında Cezayirli devrimciler, sevinçlerini “Müjde ey Muhammed ﷺ, Cezayir sana geri döndü!” sloganıyla ifade etmişlerdir. Benzer şekilde Pakistan’da, “Pakistan ne demektir? Lâ ilâhe illâ Allah!” mısraı, bağımsızlık hareketindeki aktivistlerin Müslüman kimliğini vurgulamak için kullandığı devrimci bir slogana dönüşmüştür. Günümüzdeki rejimler bu duyguyu ciddiyetle dikkate alsalardı, bu kimliğe bağlılığın sonuçları küresel ölçekte çok daha görünür biçimde ortaya çıkardı.
Dolayısıyla, Müslümanların günümüzde nispeten güçsüz olmalarına rağmen, ümmetçi duyarlılık Müslüman kimliğinin temel bir unsurudur ve küresel olaylara yönelik kamuoyu algısını etkilemektedir. Müşterek bir şekilde refah içinde bir ümmet arzusu, Müslümanları ve özellikle ümmetçi siyasal analistleri, dünya olaylarını ümmet perspektifinden yorumlamaya sevk eder. Bu yaklaşım, her ne kadar şu anda diğer küresel aktörlerin sahip olduğu düzeyde bir etkiye sahip olmasa da, ümmetin ulusötesi bir aktör olarak taşıdığı potansiyeli ortaya koyar ve pekiştirir.
İkinci Çerçeve: Müslümanlar arasındaki ayrılık, ümmetin mevcut güçsüzlüğünün başlıca sebeplerinden biridir.
İslam ümmetinin neden güçsüz olduğu sorusu, uzun süredir hararetli tartışmalara sebep olmuş ve bu konuda ciddi bir literatür ortaya çıkmıştır. Bu teşhis edici çerçeve, günümüz Müslümanlarının karşı karşıya olduğu çok yönlü sorunlara tek bir kesin cevap sunma iddiasında değildir; ancak ümmet içindeki ayrılıkların ve siyasi liderlik eksikliğinin medeniyet gerilemesinin temel nedenlerinden biri olduğunu vurgular. Ümmet saflarındaki bölünme ve ihtilaf, Kur’ân’ın açık talimatları ve uyarılarıyla doğrudan çelişmektedir:
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın; ayrılığa düşmeyin. Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman idiniz de O, kalplerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeşler oldunuz. Siz ateş çukurunun tam kenarındaydınız da sizi oradan kurtardı. İşte Allah, size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.”16
Ümmetin çöküşüne ve bugün içinde bulunduğu bölünmüş hâle katkıda bulunan birçok etken vardır. Bu noktada Müslümanların kendi hatalarının da dürüstçe kabul edilmesi gerekir; zayıflayan iman, dünyaya olan aşırı bağlılık ve modernitenin köklü dönüşümleri karşısında İslam’ı yaratıcı ve kararlı biçimde hayata geçirme iradesinin azalması da bu gerilemede rol oynamıştır. Cezayirli düşünür Malik b. Nebi’nin ortaya koyduğu “sömürgeleştirilebilirlik (colonizability)” kavramı, bu tarihsel çöküşü anlamada önemli bir açıklama sunar: İçsel bozulma, önce zihinsel sonra da fiziksel bir sömürgeleşmeye yol açar. Malik b. Nebi’ye göre bu sömürülebilirliğin kaynağı, Kur’ân’ın Müslümanların kalplerinde bir itici güç ve yaşayan bir enerji olmaktan çıkmış olmasıdır.17Bu durum, birey olarak Müslümanların imanındaki bir azalmadan ziyade, Kur’ân’ı hem kişisel hem de toplumsal düzeni yönlendiren canlı bir güç olarak görme vizyonunun zayıflamasını ifade eder.
Ümmetin çöküşüne ve bugün içinde bulunduğu dağınıklığa dışsal etkenler de önemli ölçüde katkıda bulunmuştur. Sömürgeciliğin kalıcı etkisi göz ardı edilemez; zira bu süreç, Müslüman dünyadaki mevcut bölünmeleri derinleştirmiş, yenilerini ortaya çıkarmış ve Müslüman çoğunluğa sahip ülkelerin siyasi, ekonomik ve hukuki sistemleri üzerinde uzun vadeli sonuçlar doğurmuştur. Otoriter yönetimlerin ve dış müdahalelerin etkilerini inceleyen çok sayıda siyasal analiz ve akademik çalışma, bu gerçekliği detaylı biçimde ortaya koymuştur.18Müslüman devletlerin tam anlamıyla siyasi ve ekonomik bağımsızlığa ulaşamamış olması ve bunun sivil toplum üzerindeki çok yönlü etkileri, ümmet içi iş birliği açısından ciddi engeller teşkil etmektedir ve bu durum açık bir şekilde kabul edilmelidir.
Bu çerçeve açısından önemli olan bir diğer husus da, ümmetin çöküşüyle ilgili bazı iddia edilen sebepleri dışarıda bırakmasıdır. Dünya genelindeki Müslümanların, İslam’ı toplumsal ve siyasal düzenlerinde yaşatma yönündeki ısrarlı arzusu, seküler anlatıların iddia ettiği gibi bir duraklama sebebi değildir. Müslüman dünyanın yeterince sekülerleşememiş olması, uzun zamandır oryantalistler, siyasetçiler ve akademisyenler tarafından gelişmişlik düzeylerinin düşüklüğünün temel nedeni olarak gösterilmiştir. Ancak bu tür iddialar, Müslüman dünyadaki tecrübelerin çeşitliliğini göz ardı etmeleri, dini öğretilere aşırı odaklanarak maddi etkenleri ihmal etmeleri ve sekülerizmin -ve onun iddia edilen tarafsızlığının- üstünlüğünü varsaymaları bakımından ciddi biçimde eleştirilmiştir. Üstelik bu üstünlük iddiası, günümüzde giderek daha fazla reddedilmektedir.19Ümmetçi siyasal analist, bu tür karikatürleştirilmiş anlatıların ötesini görebilmeli ve çöküş ile güçsüzlüğün ardındaki daha incelikli sebepleri tespit edebilmelidir.
Ayrıca, ümmet içerisindeki manevi ve siyasi boyutların birbiriyle iç içe olduğunu kabul etmek önemli olsa da, Müslüman dünyanın çok boyutlu krizlerini yalnızca bireysel dini gevşekliğe bağlamak meselenin aşırı basitleştirilmesidir. “Ümmet, sabah namazında camiler dolmadıkça kurtulamaz” şeklinde özetlenen bakış açısı, kapsamlı bir sosyo-politik analiz sunmaktan uzaktır. Bu yaklaşım, analiz etmekten ziyade ahlaki hüküm vermeye meyillidir ve toplumsal, kültürel ve siyasi etkenlerin karşılıklı etkileşimini göz ardı eder. Ümmetçi siyasal analiz, Müslümanların günümüz problemlerine verdiği tepki konusunda sorumluluklarını hesaba katmak zorundaysa da, Malik b. Nebi’nin ifadesiyle “ferdin kurtuluşu ile toplumların gelişimini birbirine karıştırmamalıyız.”20Bununla birlikte, bu ikisi arasındaki kopmaz ilişkiyi ve Kur’ân’ın hem bireysel hem de toplumsal düzeni yönlendirmedeki merkezi rolünü de göz ardı etmemeliyiz.
Bunun bir örneği olarak bu çerçeve, Filistin’deki siyonist işgale uygulanabilir. Siyonist oluşum, Müslümanlar arasındaki ayrılığı kullanarak büyümüştür ve Arap Baharı gibi hareketleri ve Mursi’nin Mısır’da seçimi kazanmasını egemenliğine tehdit olarak görmüştür. Sykes-Picot Anlaşması’nın Şam, Lübnan ve Ürdün gibi Levant bölgesinde miras bıraktığı parçalanmış devlet yapısı, Filistin’in bölünmesini kolaylaştırmış, zira zayıflamış bu devletler kendi egemenliklerini önceliklendirmiştir. Bugün, Mısır’ın otoriter rejimi, soykırıma rağmen Refah sınırını kapalı tutarken, Ürdün Gazze’deki katliamlara karşı yapılan protestoları bastırmaktadır. On yıllarca süren Batı müdahaleleri, ‘Terörle Savaş’ın etkisiyle bölgede ABD etkisini pekiştirmiş, bölgesel rejimleri suç ortaklığına zorlamıştır.
Üçüncü Çerçeve: Ulus-devlet, Müslümanlar arasındaki ayrılığın başlıca göstergesidir ve ulus-devletin bölücü doğası, ümmetin güçlenmesinin önündeki bir engeldir.
Bu çerçeve, Müslümanlar arasındaki ayrılığın önceki teşhis analizine dayanır ve özellikle modern ulus-devletin etkilerine odaklanır. Birçok siyasal analiz, sömürgeciliğin ve Küresel Güney’in büyük kısmına dayatılan yapay sınırların yol açtığı zararı kabul etse de, politikacılar ve uluslararası kuruluşlar hâlâ ulus-devletin işlevselliğini önceliklendirir. Sonuç olarak, devlet kimliğini ve yapısını oluşturmak ve korumak için ulusal sınırların güçlendirilmesi, devlet egemenliği ve milliyetçi duyguların pekiştirilmesinin önemini vurgularlar.
Buna karşılık, ümmetçi siyasal analist için ulus-devlet, her ne kadar günümüzün hakım düzeni olsa da, Müslüman çoğunluğa sahip dünyayı yönetmede başarısız olduğunu kanıtlamıştır.21Bu devletlerin çoğu gerçek egemenlikten yoksundur ve en iyi ihtimalle yarı-sömürgeleşmiş durumdadır ve Batılı güçlerin egemenliğine boyun eğmeye zorlanmaktadır. Uluslararası hukuk sistemleri ve kurumlar, çoğunlukla daha az gelişmiş ülkelerin aleyhine kullanılmakta, çokuluslu şirketler ise güçlü devletlerin etkisini kendi çıkarlarını korumak ve sınırsız büyüme ile sömürü sağlamak için kullanmaktadır. Küresel Güney’deki devletler, ulusal kimlikler ve devlet meşruiyeti inşa etme mücadelesi verirken, “gelişmiş” ülkeler ise artan göç ve küreselleşme karşısında kutuplaşma ve etnik milliyetçilikle (etno-nasyonalizm) mücadele etmektedir.
Buna ek olarak, ulus-devlet, nötr bir teknoloji olmanın ötesinde, doğası gereği sekülerleştiricidir. Wael Hallaq, ulus-devletin yapısal olarak seküler doğası ve bunun sonucunda Müslümanların toplumu İslamileştirme amacıyla ulus-devleti kullanma konusundaki başarısızlığını uzun uzun ele almıştır.22Bu, ümmetçi bir siyasal organizasyon yaklaşımının, günümüzün yönetişim teknolojilerine veya devletin idari yeteneklerine bütünüyle karşı çıkacağı anlamına gelmez.23Ancak, bazı yapılar, teknolojiler ve yaklaşımlar, İslami ahlak, kültür ve yönetim anlayışıyla çelişmektedir.24Ayrıca, ulus-devlet, diğer kimlikler pahasına sadakat talep eder; bu, İslami akideye göre Müslüman birliğinin temel ilkesine ters düşmektedir.
Bu durum, en açık şekilde Müslüman dünyanın birçok bölgesinde artan mülteci karşıtlığında görülmektedir. Türkiye’de son yıllarda kötüleşen ekonomik koşulların günah keçisi ilan edilen Suriyeli mültecilere yönelik ayrımcılık giderek artmıştır.25Aralık 2023’te, Rohingya mültecilerine yönelik düşmanlık, Endonezya’daki yüzlerce üniversite öğrencisinin, Açe’deki geçici bir Rohingya kampını basarak mültecilerin sınır dışı edilmelerini talep etmelerine yol açmıştır.26Benzer şekilde, Pakistan, Ekim 2023’te, bazıları yıllardır ülkede yaşayan yüz binlerce Afgan göçmenin sınır dışı edilmesine karar verdiğini açıkladı; bu adım, bazı anketlere göre halkın %84’ünden fazlası tarafından desteklendi.27Tüm bu gruplar arasındaki ortak dini bağlar, her devletin “ulusal kimliği” ve “ulusal çıkarı” uğruna geri plana itilmiştir., Bu da İslami dayanışma yükümlülüğüyle açıkça çelişmektedir. Sonuç olarak, ümmetçi siyasal analiz, bölünmüşlüğe ve güçsüzlüğe çözüm sunarken, ulus-devletin temel aldığı değerlere dayanan çerçevelerden farklı çerçevelere başvurmalıdır.
Dördüncü Çerçeve: Ümmetin siyasal birliği, Müslümanların etkinliğini yeniden kazanmalarının yoludur.
Çözümleyici çerçeveler siyasal analiz için zorunlu olmasa da, daha önce bahsedilen teşhis çerçeveleriyle tutarlı bir temel sunmak faydalı olabilir. Eğer ümmetin güçsüzleşmesi bir sorun olarak görülüyorsa çözüm, birliğe dayalı olarak ümmetin güçlendirilmesindedir: “Eşitsizlik ve adaletsizliklerin sistematik olarak azaltılması yoluyla ümmetin kapsamlı birlik ve bütünlüğü söylemde ve uygulamada sağlanmalıdır. Bu, yalnızca siyasal düzeyde değil, aynı zamanda, manevi, sosyal ve ekonomik düzeylerde de dayanışmayı gerektirir.”28Ümmetin birliği, hem pratik hem de aşkın amaçlara hizmet eder. Müslüman ümmetin, Kur’ân’da açıklanan bir ahdi vardır: “Ve işte böylece sizi, insanlara şahitler olmanız için adil bir ümmet kıldık.”29Şahitler olarak durmak ve İslam’ın adaletini dünyaya ulaştırmak, liderlik, güç ve organizasyon gerektirir; bu da siyasi birliği zorunlu kılar.
İslam’ı, bölünmenin ya da adaletsiz yönetimin kaynağı olarak eleştiren analizler, ümmetçi olarak kabul edilemez. Aksine, İslami yönetişim, hem İslam inancı çerçevesinde derin farklılıkları hem de diğer inançlardan insanlarla olan farklılıkları yönetmek için zamanla sınanmış bir strateji olarak tanınmalıdır. Bugün İslam dünyasında mevcut olan milliyetçilik, mezhepçilik ve azınlıklara karşı zulmü aşmak zorlu bir mücadele olacaksa da, sekülerleşmenin bu hedeflere ulaşmak için tek yol olduğu düşüncesi, ümmetçi analizle sorgulanmalıdır. Ümmetçi analiz, potansiyel ümmetçi yönetim detaylarını veya gerekli siyasi kurumları ayrıntılı olarak açıklamak zorunda olmasa da, bu analiz, Müslümanların gelecekteki gücünü ve özerkliğini vurgulamalı, hesap verebilir ve ileriye dönük kurumlara doğru bir adım olarak ele alınmalıdır.
Tarihi örnekler, Müslümanların gücü yeniden kazanmalarında ümmete yönelik siyasal birliğin, bir katalizör olabileceği tezini desteklemektedir. Müslümanların birliği, önemli siyasal etki ve toplumsal ilerleme dönemlerini teşvik etmiştir. Erken dönem İslam hilafeti, güçlü bir topluluk bilinci ve ortak bir amaç duygusuyla, olağanüstü toprak genişlemeleri, entelektüel gelişim ve adil yönetim yapılarının kurulmasına olanak sağlamıştır. Benzer şekilde, Osmanlı hilafetinin zirveye ulaştığı dönemde, birleşik bir Müslüman yönetimi, küresel çapta saygı görmüş ve uluslararası ilişkilerin şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Bu tarihi örnekler, Müslüman birliğinin yalnızca ütopik bir ideal olmadığını, aksine ümmetin gizli gücünü ortaya çıkarma ve yenilenmiş bir etkinlik ile nüfuz kazanmasını sağlayacak potansiyele sahip somut ve ulaşılabilir bir hedef olduğunu güçlü bir şekilde hatırlatmaktadır.
Beşinci Çerçeve: Ümmetçi dayanışma, tüm Müslümanları kapsamalı ve Peygamber Efendimizin siyasetle ilgili belirlediği kırmızı çizgileri korumalıdır.
Siyasal analiz asla yalnızca ampirik ya da analitik değildir. Temelde, farklı aktörleri iyi ve kötü olarak kategorize etmeyi ya da Carl Schmitt’in ifadesiyle, dostlar ve düşmanlar olarak ayırmayı amaçlar.30Dayanışma, altında yatan bir dünya görüşünden türetilir ancak aynı zamanda küresel jeopolitik rekabetlerden de beslenir; bu da insanları ekonomik, etnik ve ideolojik fay hatları üzerinde bir taraf tutmaya iter. Sonuç olarak, siyasal analiz, ideolojik, dini, etnik veya stratejik dayanışmayı yansıtır.
Bu durum, Filistin’e destek konusunda açıkça görülmektedir. Filistin’in en güçlü savunuculardan bazıları, sosyalist veya sol siyasetten gelenlerdir; bu grup, Filistin davasını, yerli halktan haklarını ve kaynaklarını çalan yerleşimci sömürgeciliğine karşı bir mücadele olarak çerçeveler. Rusya ve Çin de, İsrail’in Amerika Birleşik Devletleri’nin emperyalist bir ileri karakolu olduğu gerekçesiyle Filistin yanlısı söylemler benimsemektedir. Ancak, bu anti-emperyalist dayanışma sayesinde, aynı Filistin özgürlüğü savunucularının, Batılı olmayan taraflarca işlenen zulümlere göz yumması söz konusu olmaktadır. Örneğin, Esed rejiminin Suriye halkına karşı işlediği suçlar ve Çin’in Uygur Müslümanlarına yönelik suçları gibi.
Ancak Müslüman siyasal analistler için, hangi davaların destekleneceğine ve hangi davaların göz ardı edileceğine seçici bir şekilde karar vermek, gerçek ümmetçi dayanışma ilkeleriyle çelişir; bu dayanışma, İslami öğretilere ve değerlere dayanmaktadır. Peygamber Efendimizin ﷺ siyasal katılımındaki kırmızı çizgilerden biri, bir Müslüman’ın hayatının kutsallığıdır. Bu, Peygamber ﷺ’in şu hadîsinde açıkça belirtilmiştir: “Bir Müslümanın kanı, Allah katında Kâbe ve çevresinden daha kutsaldır.”.31Arafat Günü’nde ise benzer şekilde şöyle buyurmuştur: “Allah, birbirinizin kanını, malını ve onurunu haram kılmıştır; tıpkı bu gününüzün, bu toprağınızın ve bu ayınızın kutsallığı gibi.”32
Bu, körü körüne bir Müslümanın tarafını tutmak anlamına gelmez. Aksine, Peygamber ﷺ’in mesajı, aile, kabile, etnik köken veya hatta dini bağların ötesinde, doğruya ve adalete bağlılığın önemini vurgulayan bir özgünlüğe sahiptir: “İster zalim olsun ister mazlum, kardeşine yardım et.” İnsanlar sordular, “Ey Allah’ın Resûlü! Mazlum olduğunda yardım etmeyi anlıyoruz, peki zalim olduğunda nasıl yardım edeceğiz?” Peygamber ﷺ şöyle cevap verdi: “Onu zulmetmekten alıkoyarak.”33
Sonuç olarak, peygamberi siyasal katılım, kısa vadeli çıkarlar uğruna zulme göz yummamalıdır. Ancak son yıllarda, İsrail ile normalleşme anlaşmalarına duyulan ilgi dalgasının Orta Doğu’yu sardığına şahit olunmuştur. Bu gelişmeler, başka bir şekilde görülmemelidir; bu, en yüksek düzeyde bir ihanet olarak değerlendirilmelidir ve bölge halkı tarafından büyük ölçüde reddedilmiştir.
Bugün ulus-devletlere bölünmüş olmamızın bir sonucu olarak, Müslüman ülkelerinin liderleri, inanç kardeşlerine zulmeden hükümetlerle hoş sohbetlerde bulunuyorlar. Ümmetçi analiz, bunun yerine, Müslümanların dünyadaki farklı bölgelerde karşılaştıkları zulümleri bağlamsallaştırmalı ve adalet için tutarlı bir duruş sergileyerek bilinçli bakış açıları sunmalıdır. Peygamber ﷺ’in ümmeti olarak misyonumuzu gerçekleştirmek, Müslümanların insanlık üzerine şahitlik eden orta bir ümmet olmalarını sağlamak anlamına gelir.
Sonuç
Ümmetçi siyasal analiz, doğru ve hassas olmaktan ödün vermeden daha geniş bir amaca hizmet eder. İlk olarak, Müslümanları ve İslam’ı onlarca yıldır geri kalmış ve şiddet yanlısı olarak şeytanlaştıran ana akım medyadan, Müslüman dünyasının anlatısını geri almayı hedefler. 11 Eylül’den yirmi yıl sonra, Terörle Savaş anlatıları sona ermiş gibi görünürken, Gazze’deki soykırım bir kez daha medyanın ve siyasi yorumcuların, Müslümanları İslamofobik ve insanlık dışı bir şekilde tasvir etmeye devam etme çabalarını ortaya koymuştur. Bu platformlardan etkiyi almak, hem ahlaki bir yükümlülük hem de pratik bir gerekliliktir; zira böylesine açıkça taraflı çerçevelerle yapılan bir analize nasıl güvenilebilir?
Ümmetçi siyasal analiz, aynı zamanda küresel siyaseti güvenilir ve derinlemesine bir şekilde açıklamalı, Müslümanların çıkarları doğrultusunda çeşitli paydaşların ve olayların önemini vurgulamalıdır. Artan dezenformasyon dünyasında, Müslüman gazeteciler ve analistler, uluslararası meseleleri toplulukları için sistematik bir şekilde çevirmeyi ve yorumlamayı kendilerine görev edinmelidir. Son yirmi yılda bu alanda Müslümanların önemli bir büyüme kaydettiği görülmüştür, ancak daha geniş bir medeniyet değişimi yaratma amacı güderek çerçeveleme üzerine odaklanmak büyük bir ihtiyaçtır.
Birleşik bir ümmet oluşturmayı hedefleyen bir siyasal proje, Müslümanların dünya görüşlerine güvenmelerini gerektirir. İslami akide, tüm toplumsal çabalarımızın merkezinde yer alır, bu durum, İslam ümmetinin meselelerini yorumlamayı ve olumlu bir değişim başlatmayı amaçlayan içerikler söz konusu olduğunda daha da geçerlidir. Bilgi, güçlenmenin ön şartıdır; ortak sorunlarımıza yönelik çözümler ancak bu meseleleri iyice kavradığımızda ve kendi ölçütlerimizle değerlendirdiğimizde üretilebilir.

Aisha Hasan
Aisha Hasan, Ummatics'te araştırmacı ve öğreticidir. Londra'da yaşayan Hasan, Londra Üniversitesi SOAS'tan Ekonomi alanında Lisans (BSc) ve Londra Ekonomi Okulu'ndan Kalkınma Çalışmaları alanında Yüksek Lisans (MSc) yapmıştır. Orta Doğu üzerine uzmanlaşan Hasan, neoliberalizm ve küresel eşitsizlik, İslam iktisat teorisi ve kalkınmanın siyasal ekonomisi konularında araştırmalar yapmıştır.
Notes
- Ian G. Anson, “Epistemic Confidence Conditions the Effectiveness of Corrective Cues against Political Misperceptions,” Research and Politics 1, no. 8, (2022).
- Charles Taylor, Modern Social Imaginaries (Durham: Duke University Press, 2004)
- Thomas Hartmann, Cracking the Code (San Francisco, Berrett-Koehler Publishers Inc., 2007), 128.
- Kimberly Fisher, “Locating Frames in the Discursive Universe,” Sociological Research Online 2, no. 3 (1997).
- David A. Snow, Rens Vliegenthart ve Pauline Ketelaars, “The Framing Perspective on Social Movements: Its Conceptual Roots and Architecture,” The Wiley Blackwell Companion to Social Movements, 2. baskı, editörler: David Snow, Sarah Soule, Hanspieter Kriesi ve Holly McCammon (Hoboken, NJ: Wiley Blackwell, 2019), 392–410.
- David Snow, “Framing Processes, Ideology, and Discursive Fields,” The Blackwell Companion to Social Movements, 1. baskı, editörler: David Snow, Sarah Soule, Hanspieter Kriesi (Malden, MA: Blackwell, 2004): 380–412.
- David Snow and Robert Benford, “Clarifying the Relationship Between Framing and Ideology,” Mobilization: An International Quarterly 5, no. 1, (2000).
- Daniel Kahneman ve Amos Tversky, “Prospect Theory: An Analysis of Decision Under Risk,” Econometrica, 47, (1979): 263–291.
- Buhârî, 2874; Müslim, 1776.
- Barry Tadlock, Ann Gordon ve Elizabeth Popp, “Framing the Issue of Same-Sex Marriage: Traditional Values Versus Equal Rights,” The Politics of Same-Sex Marriage, editörler: Craig Rimmerman ve Clyde Wilcox (Chicago: University of Chicago Press, 2007): 193–214.
- David Snow ve Robert Benford, “Ideology, Frame Resonance, and Participant Mobilization,” International Society of Movement Research 1 (1988): 198.
- David Snow, Burke Rochford, Steven Worden ve Robert Benford, “Frame Alignment Processes, Micromobilization, and Movement Participation,” American Sociological Review 51, no. 4 (1986): 464–481.
- Ovamir Anjum, “What is Ummatics?” Ummatics, 9 Mart 2023, https://ummatics.org/ummatics-foundations/what-is-ummatics/
- Buhârî, 6011; Müslim, 2586.
- Sadek Hamid, “Islam Beyond Borders: Building Ummatic Solidarity in the 21st Century,” Ummatics, 25 Ocak 2023, https://ummatics.org/society-and-civilization/islam-beyond-borders-building-ummatic-solidarity-in-the-21st-century/.
- Kur’ân, Âl-i İmrân, 3:103
- Malek Bennabi, Islam in History and Society, çev. Asma Rashid (New Delhi: Kitab Bhavan, 1999 [1954]).
- Bkz. örneğin, Steven A. Cook, Ruling But Not Governing: The Military and Political Development in Egypt, Algeria, and Turkey (Baltimore: Johns Hopkins University Press, 2007); Marc Lynch, The New Arab Wars: Uprisings and Anarchy in the Middle East (New York: Public Affairs, 2016); ve Stephen J. King, The New Authoritarianism in the Middle East and North Africa (Bloomington, IN: Indiana University Press, 2009).
- Joseph Kaminski, “Secular Neutrality and the Failed Political Experiment in Tunisia,” Ummatics, 12 Eylül 2022, https://ummatics.org/islamic-governance-models/secular-neutrality-and-the-failed-political-experiment-in-tunisia/.
- Sarah Bellal, “Bogeymen and Where to Find Them: Reading Bennabi,” The Qarawiyyin Project, 3 Ekim 2020, https://qarawiyyinproject.co/2020/10/03/bogeymen-and-where-to-find-them-reading-bennabi/.
- Joseph Kaminski, “Irredeemable Failure: The Modern Nation-State as a Nullifier of Ummatic Unity,” Ummatics, 14 Aralık 2022, https://ummatics.org/geopolitics-and-international-relations/irredeemable-failure-the-modern-nation-state-as-a-nullifier-of-ummatic-unity/.
- Wael Hallaq, The Impossible State: Islam, Politics and Modernity’s Moral Predicament (New York: Columbia University Press, 2013).
- Ovamir Anjum, “Why Ummatics: A Series of Contentions”, Ummatics, 12 Haziran 2024, https://ummatics.org/ummatics-foundations/why-ummatics-a-series-of-contentions/.
- Bu konuda detaylı bir açıklama için, bkz. Jaan Islam, “Divergent Statecrafts: Between Islamic Governance and Modern Nation-State Power,” Ummatics, yakında yayımlanacaktır.
- Khalil Ashawi ve Ali Kucukgocmen, “Syrians Worry Over Turkey Opposition’s Anti-Immigrant Stance,” Reuters, 26 Mayıs 2023, https://www.reuters.com/world/middle-east/anger-fear-among-syrians-amid-turkish-oppositions-anti-immigrant-campaign-2023-05-26/.
- Endonezyalı Öğrenciler, Rohingyaları Barınaktan Çıkararak Sınır Dışı Edilmelerini Talep Etti,” Al Jazeera, 27 Aralık 2023, https://www.aljazeera.com/news/2023/12/27/indonesian-students-evict-rohingya-from-shelter-demanding-deportation
- “Pakistan: Hükümet, Afgan Mültecilerinin Hukuksuz Sınır Dışına Edilmesine Dair Küresel Çağrıları Durdurmayı Bırakmalı,” Amnesty International, 4 Nisan 2024, https://www.amnesty.org/en/latest/news/2024/04/pakistan-government-must-halt-deportation-of-afghan-refugees/.
- Ovamir Anjum, “What is Ummatics?”, Ummatics, 9 Mart 2023, https://ummatics.org/ummatics-foundations/what-is-ummatics/.
- Kur’ân, Bakara, 2:143.
- Carl Schmitt, The Concept of the Political, ter. George Schwab (Chicago: University of Chicago Press, 2007).
- İbn Mâce, 3932.
- Buhârî, 67.
- Buhârî, 2444.

