Siber Ümmet, Algoritmik Hegemonya ve Dijital Dekolonizasyon

Özet

Ana Sunum (Dr. Sahar Khamis)

Islam.com’un Doğuşu: Müslüman Öz-temsilinin Yeniden İnşası

  • Müslüman entelektüellerin, Müslüman anlatıları yeniden sahiplenmeleri ve kendi ümmetleri hakkında kendi sesleriyle konuşmaları zaruridir.
  • Dr. Sahar Khamis ile Dr. Muhammed el-Nawawy’nin birlikte kaleme aldığı Islam Dot Com: Contemporary Islamic Discourses in Cyberspace (2009) adlı eser, bu yöndeki çabaların somut bir ürünüdür.
  • Bu çalışma, 11 Eylül sonrası dönemde Batı akademisinde Müslüman temsillerinin büyük ölçüde Müslüman olmayan aktörler tarafından ve güvenlik merkezli, aşırılık/terörizm odaklı söylemlerle şekillendiği bir epistemik boşluk ortamında ortaya çıkmıştır.
  • Projenin temel amacı, Müslümanların öz-temsilini yeniden tesis etmek; yalnızca “cihatçı” ya da “radikal” siteleri analiz etmek yerine, sıradan Müslümanların çevrimiçi ortamlarda hem birbirleriyle hem de gayrimüslimlerle nasıl konuştuklarını merkeze almaktır.
  • Bu girişimin başlıca motivasyonları şunlardır:
    • İslam’a dair yaygın klişeleri ve yanlış temsilleri sorgulamak ve bunlara karşı koymak.
    • Kurumsal hiyerarşilerin dışında, sıradan Müslümanların dinî ve siyasal tartışmalara katılımını mümkün kılan vatandaş gazeteciliğinin (citizen journalism) yükselişini incelemek.
    • Batı akademisinde terörizm ve radikalleşme çalışmalarının gölgesinde kalan ana akım İslami internet sitelerine ilişkin araştırma boşluğunu doldurmak.
  • Vatandaş gazeteciliği çoğulculuğu ve demokratikleşmeyi teşvik etse de, aynı zamanda kutuplaşmayı derinleştirmekte; kullanıcıların sıklıkla “benim yolum ya da hiçbiri” tarzı tutumlar benimsemeleri, sivil ve yapıcı tartışma ortamlarını zayıflatmaktadır.
  • İslami internet sitelerine ilişkin araştırmalar oldukça sınırlıdır ve mevcut çalışmaların büyük çoğunluğu, mutedil ve ana akım platformlar yerine aşırılık yanlısı sitelere odaklanmaktadır.

 

Çevrimiçi Müslüman Alanın Hibrit Yapısı

  • Dijital İslami ortam, heterojen ve çok katmanlı bir yapıya sahiptir. Bir yanda Mısır’daki el-Ezher gibi geleneksel ve otoriter kurumlar çevrimiçi alana taşınarak fetvalar ve rehberlik sunmakta; diğer yanda ise akademik veya ilmî bir yetkinliği bulunmayan bireyler, kendilerini uzman gibi sunarak ilmî temelden yoksun “siber fetvalar” üretmektedir.
  • İnternet bir dönem demokrasinin merkezi olarak tahayyül edilmiş olsa da, esasen demokratik dönüşümün doğrudan nedeni değil; daha ziyade mevcut eğilimleri hızlandıran ve görünür kılan bir katalizör işlevi görmektedir.
  • Kalıcı ve sürdürülebilir toplumsal değişim; sivil toplum, siyasal çoğulculuk ve kurumsal hesap verebilirlik gibi çevrimdışı yapıları gerektirir. Çevrimiçi aktivizm, bu yapılarla etkili biçimde ilişkilendirildiği ölçüde anlamlı sonuçlar üretebilir.
  • Bu bağlamda, medya ve dijital okuryazarlığın, dinî ve İslami okuryazarlıkla birlikte geliştirilmesi; Müslümanların sahih ve otoritatif bilgi ile yüzeysel ya da yanıltıcı içerik arasındaki farkı ayırt edebilmeleri açısından hayati önemdedir.

 

Habermasçı Kamusal Alan ve İslami Kamusal Alan Karşılaştırması

  • Habermasçı kamusal alan, devlet ile sivil toplum arasında yer alan ve yurttaşların rasyonel-eleştirel tartışmalara katıldığı bir alan olarak tanımlanır. Ancak bu model, esasen yüksek eğitimli, beyaz ve üst-orta sınıfa mensup burjuva bir toplumsal kesimi temel almakta; evrensellik, eşitlik ve erişilebilirlik varsayımları üzerinden Müslüman dijital gerçeklikleri çoğu zaman analiz edememektedir.
  • Buna karşılık, İslami kamusal alan anlayışı; şûrâ (istişare), icmâ (toplumsal uzlaşı) ve içtihadı (bağımsız içtihat) rasyonel müzakerenin yerel ve içkin karşılıkları olarak öne çıkarır.
  • Bu çerçevede “kamusal İslam” kavramı, müminlerin ortak iyiyi gerçekleştirmek amacıyla etik ve toplumsal meseleleri kamusal düzlemde tartışmalarını ifade eder.
  • Peki, neden Batı menşeli teoriler Müslüman bağlamlara uygulanmalıdır? Dekolonizasyon, bütünüyle reddiyeciliği zorunlu kılmaz. Müslüman akademisyenler, Batılı kuramsal çerçeveleri eleştirel biçimde temellük edebilir; işlevsel olanı seçip bağlamsallaştırarak, analizi İslami epistemolojiye dayandırabilirler. Bu yaklaşım, entelektüel bağımsızlığı etkileşim içinde korumayı ifade eder; içe kapanmacı bir tutumu değil.
  • Siber uzam, özgürleştirici olduğu kadar baskıcı pratiklerin de mekânı hâline gelmiştir. Otoriter rejimler, teknolojiyi gözetim ve sansür aracı olarak silahlandırmaktadır. Dolayısıyla internet, onu kimin, hangi amaçlarla kullandığına bağlı olarak hem tahakküm hem de özgürleşme potansiyeli taşıyan çift yönlü bir araçtır.
  • Ümmet, tüm müminleri kapsayan evrensel ve eşitlikçi bir topluluk olarak tasavvur edilir. Buna karşılık Habermasçı kamusal alan, elitist, Avro-merkezci ve dışlayıcı yapısı nedeniyle yoğun eleştirilere maruz kalmıştır.

Modern Ümmetin Üç Temel Sorunu: Demokratikleşme, Diyalog ve Diaspora

  • Modern dönemde Müslüman topluluğun hem çevrimiçi hem de çevrimdışı düzlemde karşı karşıya olduğu, birbirleriyle yakından ilişkili üç temel meydan okuma  ya da “üç D”  bulunmaktadır:
    • Demokratikleşme: Müslüman çoğunluklu toplumlarda hâkim olan otoriter rejimler ifade özgürlüğünü ciddi biçimde sınırlandırmaktadır. Dijital medya, muhalif seslere alan açabilse de, aynı zamanda devlet baskısının, gözetimin ve sansürün etkin bir aracı olarak da işlev görebilmektedir.
    • Diyalog: Yapıcı ve anlamlı diyalog yalnızca Müslümanlar ile gayrimüslimler arasında değil, bizzat ümmetin kendi içinde de sınırlıdır. Mezhepsel ayrışmalar ve ideolojik bölünmeler, ümmet içi iletişimi zayıflatmakta ve karşılıklı anlayışı engellemektedir.
    • Diaspora: Batı toplumlarında yaşayan Müslümanlar, bir yandan yaşadıkları toplumlara entegre olma gereğiyle karşı karşıya iken, diğer yandan daha geniş ümmetle bağlarını sürdürme sorumluluğunu taşımaktadır.
  • Bu üç meydan okuma karşısında, parçalanmaya yol açmadan çoğulculuğu sürdürebilecek bir iletişim etiğine duyulan ihtiyaç giderek daha belirgin hâle gelmektedir.

 

Sanal Ümmet ve Dijital Kimlik

  • İnternetin sınır tanımayan yapısı, dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan Müslümanların kendilerini tek ve birbirine bağlı bir dijital ümmetin parçası olarak tahayyül etmelerini mümkün kılmıştır.
  • Ancak bu çeşitlilik, kimi zaman bireylerin dinleme, uzlaşma ve ortak bir zemin bulma yetilerini yitirmeleriyle derin bir kutuplaşmaya dönüşebilmektedir.
  • Sanal ümmete anonim katılımın kendine özgü avantajları ve riskleri bulunmaktadır. Anonimlik, bireylere hesap verebilirlikten azade biçimde başkalarına saldırma imkânı tanıyabildiği gibi; Filistin örneğinde görüldüğü üzere, sınırları aşan sahici bir birlik duygusu, kolektif empati ve aidiyet anlarının ortaya çıkmasına da zemin hazırlayabilmektedir.

 

Hibrit Otorite Alanları Olarak İslami Web Siteleri

  • Ana akım İslami web siteleri genellikle iki farklı aktör tarafından yürütülmektedir: İlmi otoriteye sahip kurumsal yapılar ya da sahih İslami bilgi birikiminden yoksun sıradan Müslümanlar.
  • IslamOnline.net (1997): Şeyh Yusuf el-Karadâvî’nin rehberliğinde kurulan bu platform, geleneksel ilmî mirası çok dilli ve çağdaş bir iletişim diliyle birleştirerek özellikle gençlerin sorunlarını İslami bir çerçevede ele almayı amaçlamıştır.
  • IslamNet (2002): Sıklıkla “Müslüman televanjelist” olarak tanımlanan, kurumsal yapıya mensup olmayan bir reformcu tarafından kurulan bu site, dinî iletişimi demokratikleştirmiş; ancak kurumsal olmayan otoritenin meşruiyeti konusunda ciddi tartışmaları da beraberinde getirmiştir.
  • IslamWay.com ve IslamWay Sisters Forumu: Bağımsız ve partilerüstü bir konumlanış iddiasıyla faaliyet gösteren bu platformlar, özellikle mühtediler ve diasporada yaşayanlar dâhil olmak üzere Müslüman kadınların deneyimlerini, tavsiyelerini ve manevî desteklerini paylaştıkları, cinsiyete özgü güvenli alanlar oluşturmuştur.
  • Gazze soykırımı sürecinde çok sayıda hesabın gölge yasaklamaya (shadow banning) maruz kalması ya da tamamen kapatılması, algoritmik önyargıyı ve içerik bastırmayı, sömürgeci tahakkümün yeni dijital biçimleri olarak görünür kılmaktadır.

 

Siber Uzamda Kolektif Kimlikler: Duygusal Uzlaşı ile Düşmanca Ayrışma Arasında

  • IslamOnline, IslamWay ve Amr Khaled’e ait Arapça forumlardan alınan tartışma dizileri, Habermasçı kamusal alanın rasyonel-eleştirel müzakere ve tartışma modeline dayanmayan; aksine şûrâdan ziyade yankı odaları üreten, duygusal uzlaşı temelli bir kolektif bilinç biçimine işaret etmektedir.
  • Buna karşılık, çok dilli ya da İngilizce forumlarda tartışmalar sıklıkla kişisel saldırılar, sert ifadeler ve etiketlemelerle dolu polemiklere dönüşmüştür.
  • Bu iki uç eğilim de gerçek anlamda bir diyalogun gereklerini karşılamaktan uzaktır. Ne Habermas’ın öngördüğü düşünceli ve gerekçelendirilmiş tartışma idealine ne de İslam geleneğinde vurgulanan ahlaki istişare ve karşılıklı saygı anlayışına tam olarak tekabül etmektedir.
  • Geleneksel Müslüman âlimlerin bu dijital alanlarda yeterince temsil edilmemesi ise, ciddi bir bilgi ve otorite boşluğuortaya çıkarmaktadır.

 

Tartışma

Ümmet İçinde Dijital Uçurumun Aşılması

Ümmet, dijital bölünmelerden hangi dersleri çıkarabilir ve özellikle Sudan, Yemen, Myanmar, Hindistan ve Keşmir’deki mücadeleler küresel görünürlükten büyük ölçüde mahrumken, siber uzam bu uçurumu kapatmaya nasıl katkı sunabilir? Ümmet içindeki dijital eşitsizlikler tartışılırken, eleştiriden önce öz-eleştiriyle başlamak elzemdir. Bir ümmet olarak, kimi acı biçimlerini farkında olmadan diğerlerine göre daha mı ayrıcalıklı kılıyoruz? Dijital uçurum bu noktada belirleyici bir rol oynamaktadır. Çatışma bölgelerinde yaşayan pek çok Müslüman, hikâyelerini paylaşabilecek ya da küresel dijital platformlara erişebilecek asgari altyapıdan yoksundur.

Bu bağlamda verilecek karşılık, salt insani yardımla sınırlı kalmamalı; dijital güçlendirmeyi de içermelidir. Marjinalleştirilmiş Müslümanların kendi adlarına konuşabilmelerini mümkün kılacak araçların, eğitimlerin ve platformların sağlanması hayati önemdedir. Eğitimciler, gazeteciler ve aktivistler, bu duyulmayan sesleri görünür kılma sorumluluğunu birlikte taşımaktadır. Algoritmik bastırma meselesi bu noktada özellikle dikkat çekicidir. Twitter gibi platformların Filistin’e ilişkin paylaşımları kısması sonucunda birçok akademisyen ve entelektüel BlueSky gibi alternatif mecralara yönelmiştir. Buna karşılık Yemen veya Sudan’daki krizler, yeterli görünürlük kazanamadıkları için çoğu zaman bastırılmaya dahi gerek duyulmadan sessiz kalmaktadır. Gerçek dünyadaki bu dengesizliğin giderilmesi, dijital alanda sahici bir eşitliğin tesis edilmesinin ön koşuludur.

 

Dijital Dekolonizasyon ve Yerli Bilgi Sistemleri

Çevrimiçi alanların ve dijital teknolojilerin büyük ölçüde Batılı şirketlerin mülkiyetinde ve denetiminde olduğu bir dünyada, Müslümanlar nasıl bir dijital ümmet inşa edebilir? Teknoloji hiçbir zaman nötr değildir. ChatGPT gibi algoritmalar ve yapay zekâ araçlarının arkasında, bu sistemlerin düşünme ve yanıt verme biçimlerini örtük biçimde etkileyen kültürel ve ideolojik varsayımlara sahip insan tasarımcılar bulunmaktadır.

“Terörizm” gibi kavramlarla yapılan çevrimiçi aramalarda sıklıkla sarıklı, esmer tenli erkek imgelerinin öne çıkması ya da yapay zekâ sistemlerinin şiddeti Müslümanlarla ilişkilendirme eğilimi, bu yapısal önyargının somut tezahürleridir. Bu dengesizliği gidermek için, Müslümanlar tarafından geliştirilen; İslami ahlaki ve entelektüel ilkelere dayanan yerel ve öz-tanımlı teknolojilere, yapay zekâ modelleri, veri platformları ve dijital araçlara, duyulan ihtiyaç açıktır.

Hakiki dijital dekolonizasyon, küresel teknolojiyi bütünüyle reddetmek değil; onu ahlaki bütünlük ve kültürel sahiciliktemelinde yeniden şekillendirmektir.

Devletler çoğu zaman küresel bağımlılığı yeniden üretse de, daha büyük sorumluluk bireyler ve topluluklara aittir. Her Müslüman eğitimci, gazeteci, teknoloji uzmanı veya öğrenci, kendi etki alanı içinde etik bir duruş sergilemekle yükümlüdür. Ümmetiks (Ummatics) gibi platformlar, bu tabandan gelişen entelektüel direniş ruhunun somut örneklerini temsil etmektedir.

 

Demokrasi ve Sivil Toplumun “Tavuk–Yumurta” İkilemi

Sosyal medya, devrimlerin nedeni olmaktan ziyade katalizörü işlevi görmektedir. Dijital araçlar sesleri çoğaltır ve mobilizasyonu hızlandırır; ancak cesaret, fedakârlık ve örgütlü sivil eylem gibi insani unsurların yerini alamaz. Tunus, Mısır ve diğer ülkelerde süregelen mücadeleler, güçlü kurumlar, hoşgörü kültürü ve etkin bir sivil toplum olmaksızın teknolojinin tek başına kalıcı dönüşüm sağlayamayacağını açıkça göstermektedir.

Otoriter rejimler, hukuki ve siyasal gerekçelerle sivil toplumu baskı altına almakta; bu durum “tavuk–yumurta” ikilemini doğurmaktadır: Demokrasi sivil topluma ihtiyaç duyar, ancak sivil toplum da demokrasi olmadan gelişemez. Bu gerilim, baskıcı sistemler altında dahi etkisini sürdürebilen bireysel araçlar olan eğitim, farkındalık ve ahlaki sorumluluk yoluyla kısmen aşılabilir.

 

Müslüman Dünyasında Birlik ve Yenilenmeyi Yeniden Düşünmek

Küresel Müslüman topluluğun örtük potansiyelleri haritalandırıldığında; Körfez ülkelerinde ekonomik sermaye, Kuzey Afrika’da beşerî sermaye ve Güneydoğu Asya’da teknolojik uzmanlık öne çıkmaktadır. Bu imkânlar uyumlu bir vizyon etrafında birleştirilebilse, Silikon Vadisi veya Shenzhen gibi küresel inovasyon merkezleriyle rekabet edebilecek bir kapasite ortaya çıkabilir. Ancak asıl engel kaynak yetersizliği değil; dağınıklık, mezhepsel ayrışmalar, siyasal parçalanmışlık ve ortak bir stratejik vizyonun yokluğudur. New York’un ilk Müslüman belediye başkanı olarak Zohran Mamdani’nin seçilmesi bu sorunu çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. Onun cesareti ve temsil gücü kutlanmak yerine, tartışmaların mezhepsel kimliklere ve kişisel ayrıntılara odaklanması, ümmetin ortak hedefler yerine farklılıklara takılı kalma eğilimini gözler önüne sermiştir.

Güçlendirilmiş bir “siber ümmet” inşası; siyasal olgunluk, dijital okuryazarlık ve ahlaki eğitimi zorunlu kılmaktadır. Müslümanların çoğulcu toplumlarda, kişisel inanç ile kamusal sorumluluk arasında; ilke ile pragmatizm arasında dengeli bir yol bulmaları gerekmektedir. Dijital ümmetin dönüşümü, büyük kurumlarla değil; bilinçli zihinlerle başlar. Bu çerçevede teknolojik dekolonizasyon, algoritmik adalet ve ümmet bilinci, tek ve bütüncül bir ahlaki projenin farklı boyutlarını oluşturmaktadır.



Dr. Sahar Khamis

Salman Sayyid, Leeds Üniversitesi’nde Retorik ve Sömürgecilik-Ötesi Düşünce Profesörüdür ve Sosyoloji ve Sosyal Politika Fakültesi’nin başkanıdır. İslamcılık, İslamofobi, eleştirel Müslüman çalışmaları ve sömürgecilik-sonrası düşünce üzerine çok sayıda eserin yazarıdır. Ayrıca ReOrient: Eleştirel Müslüman Çalışmaları Dergisinin kurucu editörüdür.

Dr. Sahar Khamis'nin resmi
Dr. Sahar Khamis
Salman Sayyid, Leeds Üniversitesi’nde Retorik ve Sömürgecilik-Ötesi Düşünce Profesörüdür ve Sosyoloji ve Sosyal Politika Fakültesi’nin başkanıdır. İslamcılık, İslamofobi, eleştirel Müslüman çalışmaları ve sömürgecilik-sonrası düşünce üzerine çok sayıda eserin yazarıdır. Ayrıca ReOrient: Eleştirel Müslüman Çalışmaları Dergisinin kurucu editörüdür.

Daha fazlasını keşfedin

Dr. Darryl Li’nin Katılımıyla Ümmetçi Bir Evrenselcilik

Ocak 20, 2022
Dr. Darryl Li

Kemalist Projenin Diyanet’i İnşası: Ulusal Bir İslam Tasarımı

Eylül 15, 2025
Dr. Emir Kaya

Sınırların Ötesinde İslam: 21. Yüzyılda Ümmet Dayanışmasını İnşa Etmek

Temmuz 14, 2025
Sadek Hamid

Hilafeti Suç Saymak: Hafızayı Direnişe Çevirmek

Temmuz 14, 2025
Ilham Ibrahim

Navigate

Ummatik Forumları
Odak Alanları
Araştırma Makaleleri
Yayınlar
Ummatics Hakkında
Aramak

ARA

Aramak

Bültenimize kaydolun