2023 yılındaki ilk kolokyumumuzda, Cincinnati Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümünde Yardımcı Doçent olarak görev yapan Dr. Alexander Thurston tarafından kaleme alınan ve “Seküler Entegrasyon Modelleri ve Küresel Yönetişim Sistemleri” başlığını taşıyan, Ümmetiks Enstitüsünün yayınlanacak üçüncü makalesine odaklanan bir konuşmayı sunmaktan memnuniyet duyduk. Dr. Thurston’ın makalesi, ümmetçi entegrasyon için bir araç olarak çok taraflı örgütü değerlendirerek, 1945’ten bu yana ortaya çıkan en güçlü çok taraflı örgütlerin tarihsel örneklerine dayanarak bu modelin olanaklarını ve sınırlılıklarını incelemektedir. Dr. Thurston, ümmetçi düşünürlerin gelecekteki entegrasyon için şablon olarak çok taraflı örgütün ötesine bakmaları gerekeceği sonucuna varmaktadır.
Katılımcı olarak Dr. Emad Shahin (Harvard Üniversitesi, Yakın Doğu Dilleri ve Medeniyetleri Bölümü Shawwaf Misafir Profesörü; Katar Hamad Bin Khalifa Üniversitesi İslami Araştırmalar Fakültesi eski dekanı) ve Dr. Oumar Ba (Cornell Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Yardımcı Doçenti) davet edilmiştir.
Ümmetiks Kolokyum Özeti – Ocak 2023
Sunum Yapanlar:
- Dr. Alexander Thurston
- Dr. Emad Shahin
- Dr. Oumar Ba
Özet
2023’ün ilk kolokyumunda, konuşmacılar ve panelistler, Dr. Alexander Thurston’ın yakında yayımlanacak olan “Seküler Entegrasyon Modelleri ve Küresel Yönetişim Sistemleri” başlıklı makalesine dayanarak, ulusötesi entegrasyonun yaygın modellerini incelediler.
Araştırmasını özetleyen Dr. Thurston, genellikle ümmetçi entegrasyonun bir aracı olarak önerilen çok taraflı örgütlerin beraberinde getirdiği ortak zorlukları sundu. Bulgularını hem karamsar hem de deneysel olarak nitelendiren Thurston, tartışmaya alan bırakarak alternatif önerileri teşvik etti. On temel bulgusu şunlardır:
- Entegrasyon çabaları genellikle, egemenlik kaybı tehdidine karşı ulus-devletlerin direnişini tetikler.
- İki veya daha fazla devleti bir federasyonda birleştirmeye yönelik tarihsel girişimler genellikle kısa ömürlü olmuştur, örneğin Mali Federasyonu ve Birleşik Arap Cumhuriyeti.
- Çok taraflı örgütler, çoğu zaman birkaç güçlü devletin hâkimiyeti altına girer.
- Bölgesel bir blok oluşturmak, genellikle rakip bir blokun ortaya çıkmasına yol açar; örneğin Fas ve Cezayir’in sırasıyla oluşturdukları Afrika ulemâ ligleri gibi.
- 1940’lardan bu yana entegrasyon çabaları, sınır ve ticaret kontrollerini gevşeterek insan ve sermaye akışını kolaylaştırmayı hedeflemiştir. İlki ümmetin çıkarınayken, ikincisi gelişmekte olan ülkeler için ekonomik sorunları derinleştirmiştir.
- En başarılı entegrasyon girişimleri bile geriye dönüşler yaşamıştır; Avrupa Birliği’nin Brexit süreci buna örnektir.
- Aşırı entegrasyon çabaları, aynı bölge üzerinde etki yaratmaya çalışan çok sayıda aktörün bir “trafik sıkışıklığı”oluşturmasına neden olabilir.
- Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra varlığını sürdüren çoğu entegrasyon modeli, kapitalizmi teşvik etmiş ya da ona uyum sağlamıştır.
- Seküler entegrasyon modellerini dini bir çerçeveye yeniden oturtmak zordur; çünkü bu modeller seküler vatandaşlık kavramına dayanır.
- Ümmetçi düşünürler, insanların serbest dolaşımına ve böylece fikirlerin serbest akışına olanak tanıyan entegrasyon çabalarını desteklemelidir.
Dr. Thurston, bulgularına yönelik olası karşı argümanlara da değinerek sözlerini tamamladı. Ulus-devletlerin hâkim olduğu bir dünyada, çok taraflı örgütlerin genellikle ümmetçi entegrasyonun en uygulanabilir biçimi olarak görüldüğünü belirtti. Yukarıda değinilen başarısız modellerin belirli tarihsel bağlamlarda ortaya çıktığını ve gelecekteki modellerin başarı olasılığını dışlamadığını ifade etti.
Yanıtlar
Dr. Emad Shahin, makalede “Müslüman ümmet” ile “Müslüman devletler” arasında örtük bir ayrım bulunduğunu gözlemledi; bu da tartışılan entegrasyonun ekonomik, politik, sosyal veya başka bir biçimde olup olmadığı sorusunu gündeme getirir. Bu bağlamda, entegrasyonun amaçlarının ve derecesinin netleştirilmesi gerektiğini vurguladı. Ayrıca bu projenin asıl aktörlerinin kimler olacağına da açıklık getirilmesi gerektiğini belirtti. Dış politika devletlerin alanı olmakla birlikte, siyasi sonuçlardan bağımsız yürütülebilecek entelektüel bir entegrasyon projesi de mümkündür.
Dr. Shahin ayrıca ümmetin stratejik çıkarlarının, küresel güçlerin çıkarlarından farklı olduğunu ifade etti. Bu çıkarlar arasında ekonomik güvenlik, İslamofobi ve Batı normlarına karşı kültürel güvenlik, ve İslami değerlerin korunması yer almaktadır.
Mevcut durumda Müslüman devletlerin birbirlerine karşı yüksek düzeyde husumet taşıdıklarını ve genellikle ekonomik iş birliklerini gayrimüslim ülkelerle önceliklendirdiklerini belirtti. Dr. Thurston’ın dile getirdiği zorlukları kabul eden Dr. Shahin, alternatif entegrasyon modellerinin potansiyelini araştırmaya değer bulduğunu ifade etti.
Dr. Oumar Ba, makaleyi uluslararası ilişkiler ve küresel yönetişim perspektifinden analiz ederek şu soruyu ortaya attı: Ümmetçi entegrasyon, nasıl bir dünya düzenine yol açacaktır? Yani, bu düzende hangi ortak yönetim ilkeleri, kurallar ve kurumlar egemen olacaktır?
Tarihsel olarak dünya düzenleri, genellikle krizlerin ardından ortaya çıkmıştır; örneğin Westphalia sonrası ve Bretton Woods süreçleri gibi. Ümmetçi düşünürler, ümmetçi entegrasyonu tetikleyecek kritik bir dönüm noktasının ne olabileceğini ve böyle bir katalizörün öngörülüp öngörülemeyeceğini düşünmelidir.
Dr. Ba ayrıca “vekil-asil problemi”ne (principal-agent problem) dikkat çekti: Bir ajan (örneğin çok taraflı bir örgüt), sınırlı bir konuya odaklanarak asile (örneğin devletlere) göre sorunları daha etkili şekilde çözebilir; ancak ajan ile asil arasındaki çıkar farklılıkları çatışma ve verimsizlik doğurabilir. Ayrıca, uluslararası örgütler zamanla “patolojilere”, yani kuruluş amaçlarıyla uyumlu olmayan kimlikler ve hedefler geliştirme eğilimine sahiptir. Bu nedenle, ümmetçi entegrasyon için düşünülen bir çok taraflı örgüt tasarlanırken, bu tür patolojilerin oluşumunun önlenmesi ve örgütün sadece ulus-devlet çıkarlarına hizmet etmemesi gerektiği vurgulandı.
Tartışma
Thurston: Dr. Shahin’in alternatiflere dair sorusu bağlamında, entelektüellerin öncülüğünde aşağıdan yukarıya bir entegrasyon hareketi tasavvur etmek zor; zira bu tür bir girişim eninde sonunda devlet gücü sorununa takılır. Ancak Dr. Kaminski’nin ulus-devletlerin iflasına dair makalesi, alternatiflerin geliştirilmesine ilham verebilir. Dr. Ba’nın dünya düzeninde bir değişimden önce bir krizin yaşanacağı yönündeki görüşüne gelince, iklim değişikliği ve fosil yakıtların tükenmesi bu tür bir katalizör işlevi görebilir.
Dr. Hossameldeen Mohammed: Neden Avrupa Birliği’ne (AB) taklit edilecek bir model olarak daha fazla değer atfetmiyoruz? Brexit, AB’nin çok taraflı bir örgüt olarak başarısını küçümsemek için yeterli kanıt sunmuyor.
Thurston: AB’nin kuruluşu büyük bir krizin tetiklemesiyle gerçekleşti; bu da benzer bir şeyin Müslüman dünyasında nasıl ortaya çıkabileceği sorusunu gündeme getiriyor. Ayrıca Avrupa coğrafi olarak bitişik bir bölge; bu durum, ümmet genelinde tamamen tekrarlanamayacak bir entegrasyon biçimine imkân sağladı.
Shahin: AB’nin ortaya çıktığı koşullar, Müslüman dünyanın mevcut durumundan oldukça farklı. Avrupa aynı zamanda ekonomik olarak daha homojen, oysa Müslüman ülkeler arasında servet dağılımı son derece dengesiz. Ümmetçi entegrasyonun önündeki temel engel, devletlerin irade eksikliğidir; zira birçoğu benzer ürünler ihraç etmekte ve bu nedenle birbirleriyle rekabet hâlindedir.
Ba: AB’nin geliştirilebilir bir model sunduğuna katılıyorum; ancak başarısı büyük ölçüde coğrafi sürekliliğe bağlıdır. Orta Doğu’ya odaklanmadığımız sürece, bu durum ümmet için aşılması gereken önemli bir engel olacaktır.
Abdelrahman Rashdan: Müslüman kamuoyu ile devletlerin ümmetçi entegrasyon konusundaki resmî tutumları arasında büyük farklar var. Kamuoyunu belirli meseleler etrafında ümmet olarak birleştirerek bütünleştirmek, devletlerle doğrudan etkileşime girmekten daha uygulanabilir bir yoldur; örneğin bu, medya aracılığıyla yapılabilir.
Thurston: Medyanın entegrasyon üzerinde büyük bir etki potansiyeli taşıdığı konusunda katılıyorum. Asıl soru, tabandan gelen bir entegrasyon hareketinin devlet düzeyinde engellere takılmadan ne kadar sürdürülebileceğidir.
Dr. Usaama Al-Azami: İnsanlar ümmetçi entegrasyonun değerine ikna edilmelidir. Birleşik bir Müslüman devlet, dünyanın en geniş topraklarına, en büyük ekonomisine ve en güçlü ordusuna sahip olurdu. Ayrıca birleşik bir yapı coğrafi olarak bitişik olmak zorunda değildir; bunu, ABD’nin küresel “gizli imparatorluğu” örneğinde görebiliriz.
Mustafa Salama: AB’yi çoğunlukla ekonomik bir ittifak olarak görüyoruz; ancak bu yapı, bölgenin bütünlüğünü koruyan askeri bir ittifak olan NATO’nun zemininde var olmaktadır. Ekonomik iş birliği, güvenliğe bağlıdır. Ayrıca ulus-devlet, Avrupalı halkların iradesinin doğal bir ifadesidir; fakat Müslüman dünyasında doğal olarak ortaya çıkmamıştır. Müslümanlar kendi siyasi iradelerini ifade edebilselerdi, ulusal kimlikleri ve sınırları koruma konusuna bu kadar bağlı kalmayabilirlerdi.
Azizat Amoloye-Adebayo: Dr. Al-Azami’nin yorumunu temel alarak sormalıyız: Neden entegrasyon? Bu ruhsal bir zorunluluk mu? İnsanların dünya görüşlerini dönüştürmek ve onları bu projeye katılmaya ikna etmek için bu soruya yanıt verilmelidir.
Thurston: Entegrasyon lehine öne sürülen temel argümanlardan biri, bunun sıradan insanlara artırılmış ekonomik fırsatlar, siyasi güç ve kolektif güvenlik sağlayacağıdır. Müslümanlar ümmet genelindeki meselelere önem verir ve dünyanın diğer bölgelerindeki koşulları iyileştirmeye yönelik yaygın bir arzuları vardır.
Shahin: “Neden?” sorusuna yanıt verirken kimlik de önemli bir faktördür. Müslümanlar, ortak bir tarih, değerler ve idealler anlayışına derin bir şekilde sahiptir. İslam’ın altın çağı romantik bir kavram olabilir; fakat yine de birçok Müslüman’ın ideallerini ve özlemlerini temsil etmektedir. Ayrıca ekonomi de belirleyici bir etkendir: Dünyadaki 57 az gelişmiş ülkenin 22’si Müslümandır.
Sami Hamdi: Dr. Thurston daha önce, ulus-devletler çok taraflı bir örgüte katıldığında diğer devletlerin kendilerini nasıl gördüğü konusunda endişe duyduklarını söylemişti. Daha küçük ülkeler, daha güçlü ülkelerle bütünleşmek için egemenliklerinden vazgeçmeye çağrılıyorsa, kendilerinin eşit değerde olduklarına ikna edilmelidirler. Entegrasyon, alt kimliklerin silinmesini gerektirmez. Hz. Peygamber ﷺ, sahabelerini Ensar ve Muhacir olarak tanımlamaya davet ettiğinde, onları kabilesel kimliklerini silmeden yüceltti.
Ba: Maddi açıdan bakıldığında, entegrasyonun önemli bir faydası insanların daha serbest dolaşımıdır; bu da onların daha iyi ekonomik fırsatlar arayabilmesini sağlar.
Ayesha Syed: Ümmetçi entegrasyon evrensel olmalıdır; dolayısıyla tüm insanlık ümmetin potansiyel üyeleri olarak görülmelidir. Ayrıca Müslümanlar, AB gibi dış modelleri taklit etmeden, kendi yerli (özgün) modellerini geliştirebilirler.
Shahin: Bu konuşmadan çıkarılabilecek bir sonuç şudur: Ümmetin çok sayıda hedefi, fakat bu hedeflere ulaşmak için sınırlı kaynakları vardır. Bundan sonraki adımda, belirli hedefleri önceliklendirmek ve bunları entelektüel ve pratik düzeyde ele alabilecek ağlar kurmak gerekmektedir.

Alexander Thurston
Alexander Thurston, Cincinnati Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi Yardımcı Doçentidir. Araştırmaları Batı Afrika'daki İslam düşüncesi ve aktivizmi üzerine yoğunlaşmaktadır. Nijerya'da Selefilik: İslam, Vaaz ve Politika (Cambridge University Press, 2016), Boko Haram: Bir Afrika Cihatçı Hareketinin Tarihi (Princeton University Press, 2018) ve Kuzey Afrika ve Sahel Cihatçıları: Yerel Politikalar ve İsyancı Gruplar (Cambridge University Press, 2020) kitaplarının yazarıdır. Sahel Blog'da blog yazmaktadır.


