Profesör Ovamir Anjum’un kışkırtıcı ve derinlikli makalesi ‘Kim Bir Halife İster? (Who Wants a Caliphate?) (2019) dikkatle okunmayı ve ciddi biçimde ele alınmayı hak etmektedir. Anjum, mevcut dinî, siyasi ve tarihî meselelerin kapsamlı bir değerlendirmesini sunduktan sonra, bizi gelecekteki bir hilafeti yeniden tahayyül etmeye davet eder ve bu iddialı hedef için kavramsal varsayımların yanı sıra operasyonel yönetim mekanizmalarının ana hatlarını ortaya koyar. Dr. Anjum, böyle bir tasavvurun sınırlarını çizme görevinin, ‘bir nesil boyunca Müslüman fakihleri, ilahiyatçıları, siyaset teorisyenlerini, girişimcileri ve vizyon sahibi liderleri’ gerektirdiğini belirtir. Şöyle savunur:
Müslümanlar… Hilafeti, İslam’ın çekirdek bölgelerindeki yönetimlerin bir konfederasyonu olarak yeniden tahayyül etmelidir; öyle bir konfederasyon ki herkes için bir dizi insan haklarını korusun, bu bölgelere siyasi ve ekonomik istikrar sağlasın ve Müslümanların, bu bölgelerin daha geniş dinî ve kültürel birliğini benimserken, çeşitli yerel siyasi düzenlemeler geliştirmelerine imkân tanısın. Böyle bir düzen yalnızca ilahî buyruğa uygun olmakla kalmayacak, aynı zamanda despotlar ve teröristlerden oluşan, birbirini besleyen yapıya karşı uzun vadeli yegâne alternatif olacaktır (s. 52).
Devamında bize, karşı karşıya olduğumuz devasa zorluklara rağmen, aynı zamanda büyük imkânların bulunduğu bir çağda da yaşadığımızı hatırlatır. Bu, büyük hayaller kurmaya, yerel hareket ederken küresel düşünmeye ve Müslüman ümmetin ortak geleceğini ciddiye alan bir çerçeve içinde yeni söylemler ve pratikler geliştirmeye yönelik bir çağrıdır.
Bu kısa makalede, beklenenin aksine, nihai hedef olarak düşünülen halifeliği başlangıç noktası olarak ele alıyor ve bu arayışın, Gelecek Çalışmaları disiplinine ait bazı tekniklerden yararlanabileceğini öne sürüyorum. Bu çift odaklı bir perspektife dayanır; bir yandan gözü uzaktaki hedefe çevrilidir diğer yandan ise hemen önümüzde duran şeye odaklanır. Bunu yaparken, tartışmayı canlandırmak ve daha ileri düzeye taşınmasını teşvik etmek amacıyla başlangıç mahiyetinde bazı fikirler sunuyorum.
Önkoşullar ve Muhtemel Sınırlamalar
Yaklaşık iki milyar kişiden oluşan, çeşitlilik arz eden küresel Müslüman topluluğunu tek bir hükümet için çalışmaya ikna etme hedefi, imkânsız bir görev gibi görünebilir. Ancak tarih, imkânsız gibi görünenin mümkün kılındığı ve gerçeğe dönüştüğü örneklerle doludur. Peki nereden başlamalıyız? İleriye dönük yollar çizebilmek; geleceğe dönük derin, bütüncül, gerçekçi ve çözüm odaklı yaklaşımlar gerektirir. Makro, mezo ve mikro düzeylerde sistemik dönüşümü tetiklemek için bunların çok katmanlı ve bütünleşik olması gerekmektedir. Bu değişimin aynı zamanda, dış gerçekliklerin değişimini nefsin değişimine bağlayan malum İslami öğretileri tahakkuk ettirerek bireyin benliğini dönüştüren kişisel bir düzeyde de gerçekleşmesi gerekecektir. Dış dünyada gerçekleştirmeyi arzuladığımız değişimleri, kendi içimizde gerçekleştirmemiz gereken değişimlerden kopuk düşünemeyiz. Bu sürecin fikrî boyutu, açık fikirli bir tutumu, özeleştiri yapabilme ve kendi üzerinde düşünebilme yetisini ayrıca gerektiğinde olumsuz zihinsel alışkanlıkları ve davranış kalıplarını terk edebilmeyi gerektirir.
Profesör Anjum, tarih dışı, ütopik veya münhasıran orta çağ kuramlarına dayanmaktan imtina eden gelecekteki bir hilafetin etik parametrelerinin ana hatlarını çizerken, proje birtakım bariz soruyu da beraberinde getirmektedir. Geleceğe zaman yolculuğu yapabilseydik, bu ulusötesi siyasi yapı uygulamada nasıl bir görünüm arz ederdi? Hangi siyasi ve ekonomik saikler, Fas’tan Malezya’ya kadar elliden fazla ayrı ulusun yirminci yüzyılın post-kolonyal toprak düzenlemelerini terk etmesini sağlardı? Farklı teolojik eğilimler ile etnik ve kültürel çıkarlar ne şekilde uzlaştırılırdı? Böylesi bir kurumun lideri nasıl seçilirdi? Gayrimüslim azınlıkların haklarını hangi tedbirler güvence altına alırdı? Hangi denge ve denetim mekanizmaları onun otoriterliğe yenik düşmesini veya başka bir şekilde zafiyete uğramasını engellerdi? Ve kaçınılmaz olan büyük güçlerin müdahalesiyle nasıl başa çıkardı?
50’yi aşkın Müslüman devlete ortak bir ekonomik, siyasi ve kültürel iş birliği tesis etmeleri için teşvikler sunmak, elbette söylendiği kadar kolay bir iş değildir. İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve OPEC, Afrika Birliği, Mağrip Birliği ve ASEAN gibi birkaç bölgesel stratejik anlaşma haricinde, halihazırda bu hedefi ilerletmeye yönelik çok az anlamlı girişim mevcuttur. Malum olduğu üzere, günümüzde çok sayıda engel ve bireysel devlet çıkarları, ümmetin ulusötesi bir şekilde birleşmesinin umudunu kırmaktadır. Pek çok Müslüman rejim arasında derinlemesine kök salmış otoriterlik, yolsuzluk ve kötü yönetim seviyeleri göz önüne alındığında, bu yapısal zorlukların üstesinden gelmek belki de en çetin manidir. Toplumsal eşitsizlikler, işsizlik, yoksulluk, pandemiler, siyasi istikrarsızlık, savaş, mezhepçilik, tüketimcilik, neo-kolonyalizm ve çevresel krizle daha da şiddetlenen yıkıcı sosyo-politik eğilimler, önü alınmadığı takdirde, şu anda cereyan eden çözülmeyi büyütecek ve hiçbirimizin arzu etmediği bir geleceğe yol açabilecektir.
Muhtemel, Mümkün ve İstenen Gelecekler
On dokuzuncu yüzyılın sonlarından yirminci yüzyıla kadar uzanan bir yelpazedeki düşünürler, Müslüman medeniyetinin parçalanması ve anlamlı bir ümmet bütünlüğünün nasıl yeniden tesis edilebileceği meselesiyle uğraştı. Cemaleddin Efgani, Muhammed Abduh, Reşid Rıza, Muhammed İkbal, Ebu’l A’lâ Mevdudî, Ebu’l Hasan Ali Nedvî, Malik Bin Nebi, Aliya İzzetbegoviç ve daha birçok ismin katkıları, sömürgeciliğin, modernliğin, sekülerliğin, milliyetçiliğin ve Müslüman dünyadaki fikrî üretkenliğin yıpratıcı durgunluğunun felç edici etkilerini ele almış ve çeşitli çıkış yolları önermiştir. Bu isimler kendi zamanlarına ve bağlamlarına ellerinden geldiğince cevap vermeye çalışmış, farklı derecelerde başarı elde eden İslami ihya hareketlerine ilham vermiş ve bize üzerinde düşünülmesi gereken zengin bir miras bırakmıştır.
Bu bayrak daha sonra, öncülerin çalışmalarını geliştirerek ümmetin mevcut durumunu değerlendirmeye ve kendi düşüncelerini ortaya koymaya çalışan çeşitli çağdaş Müslüman düşünürlere, filozoflara ve entelektüellere devredilmiştir. Bunlardan pek azı akademik çevrelerin ya da sadık takipçilerinin dışına taşabilmiş; etkileri sıradan Müslümanlar açısından sınırlı ve erişilmesi güç kalmıştır. Ümmete dair üst düzey bir çözümleme sunmaya yönelik, yakın dönemdeki dikkat çekici çabalar arasında M. Umer Chapra’nın Müslüman Medeniyeti: Gerilemenin Sebepleri ve Reform İhtiyacı (Muslim Civilization: The Causes of Decline and the Need for Reform), Ali Allawi’nin İslam Medeniyetinin Krizi (The Crisis of Islamic Civilization) ve Ahmet Davutoğlu’nun Medeniyet Dönüşümü ve Müslüman Dünya (Civilizational Transformation and the Muslim World) adlı eserleri yer almaktadır. Ne var ki, daha iyi bir geleceğin nasıl görünebileceğini ve ona nasıl şekil verilebileceğini ciddi biçimde tahayyül etmeye zaman ayıran âlim ve aktivistlerin sayısı çok azdır. Ziauddin Sardar, Müslüman Medeniyetinin Geleceği (The Future of Muslim Civilization) ve İslami Gelecekler: Gelecek Fikirlerin Şekli (Islamic Futures: The Shape of Ideas to Come) adlı kitaplarında bu meseleleri sistemli biçimde ele alan az sayıdaki Müslümandan biridir. Kanaatimce, ümmet merkezli düşünüş, Gelecek Çalışmaları’nın bazı araç ve tekniklerinden yararlanmak suretiyle önemli ölçüde zenginleşebilir.
Gelecek Çalışmaları analiz modellerinin uygulanması, Ufuk Taraması, Vizyon Geliştirme, Senaryo Planlaması ve Geriye Dönük Tahmin gibi araçlardan yararlanarak toplumsal, siyasi, teknolojik, çevresel ve kültürel eğilimlerin sistematik, bütüncül ve disiplinler arası bir incelemesi yoluyla muhtemel ve mümkün gelecek senaryolarını öngörmeye yardımcı olabilir. Senaryo Planlaması, farklı Müslüman toplumlarda hâlihazırda şekillenmekte olan çeşitli eğilimleri haritalandırmak ve bunlardan hareketle ileriye dönük çıkarımlar yapmak bakımından faydalı olacaktır. Bu yöntem uygulandığında, gerçekleşmesi muhtemel çeşitli senaryolar öngörmek ve iyimser, gerçekçi, en kötü ihtimale dayanan ya da beklenmedik gelişmelere açık gelecek ihtimallerini tasavvur etmek mümkündür. Kuşkusuz bunun için mevcut en iyi verilere dayanmak gerekir. Ayrıca çalışmaların, alan uzmanlarının kendi sosyo-politik kültürleri, ikili, çok taraflı ve uluslararası ittifakları ile tarihsel ve güncel durum hakkında derinlikli bir analiz geliştirebilmeleri için sistematik bir biçimde bir araya getirilmesi gerekir. Geriye Dönük Tahmin aracı ise, bireylerden tercih ettikleri geleceği gözlerinde canlandırmalarını isteyerek çalışır; ardından bu ilk tasavvurdan geriye doğru gidip, tercih edilen varış noktasına ulaşmak için gerekli çeşitli aşamaları ve adımları düşünmeye teşvik eder.
Geleceğe Dönüş Hilafeti
Dünya Müslüman nüfusunun 2030 yılına kadar yaklaşık 2,2 milyara ulaşması ve bunun yaklaşık yüzde 28’inin 15–29 yaş aralığında olması beklenmektedir. Bu genç demografik yapı, zaten insan hakları, barış inşası, ekonomik ve toplumsal adalet için çalışan toplumsal hareketlerin içinde yer aldığı için bunların geleceğe yönelik planlamaya daha açık olmaları muhtemeldir. Arap ayaklanmaları sırasında ortaya çıkan aktivist gazeteciler, girişimciler, sosyal medya fenomenleri ve siyasi kampanyacılardan oluşan bu nesil, toplumları daha iyiye doğru değiştirme konusunda en yetenekli olanlardır.
Küresel ölçekte birbirine bağlı Müslüman milenyum (Y) kuşağının büyüyen ve ekonomik bakımdan istikrarlı orta sınıfı, ümmet merkezli düşünebilme, bilgi aktarımını kolaylaştırma ve Müslümanlar arası ticari ilişkileri geliştirme yeteneğine sahiptir. Ayrıca daha az imkâna sahip topluluklara eğitim ve beceri gelişimi sağlayan ve onları kalkındıran sivil toplum kuruluşlarını finanse etmeye de en yatkın kesimdir. Böylesi genç ve birbirine bağlı bir hareket, umudu eyleme dönüştürebilir. Ancak kendisini yalnızca Müslümanları etkileyen meselelerle sınırlamamalıdır. Müslümanların içinde bulunduğu durumu daha geniş çaplı küresel krizlerden ayrı düşünemeyiz. Bu yüzden ortak insani refahımız için çözümler geliştirmeye çalışmalıyız.
Pan-İslami bir yönetim tarzını yeniden tesis etmek isteyen Müslümanların, fikrî, toplumsal, kültürel ve sanatsal düzeylerde, kendi aralarında ve kuşaklar arasında daha güçlü bir istişare, uzlaşı inşası ve iş birliği pratiği geliştirmeleri gerekir. Ümmet bilincini güçlendirmek için, ortaya koyduğumuz fikirlerin her kesimden insanda karşılık bulabilmesi ve onlara hitap etmesi gerekir; aksi takdirde bir başka elit entelektüel projeye dönüşme riskiyle karşı karşıya kalırız. Benzer düşünceleri paylaşan hem sanal hem de gerçek dünyadaki ağlar arasında son derece büyük bir olumlu etkileşim potansiyeli bulunmaktadır. Bu da çevrimiçi ve çevrimdışı iş birliği imkânlarını en üst düzeye çıkararak ve açık kaynaklı araçlardan yararlanarak gerçekleştirilebilir. Müslümanlar arasındaki mevcut kardeşlik biçimlerini güçlendirmek ve yeni karşılıklı bağlantı biçimleri inşa etmek, gelecekteki herhangi bir hilafetin ortaya çıkma ihtimalini daha da artırmaktadır.

Sadek Hamid
Sadek Hamid, Birleşik Krallık’ta University of Wales Trinity Saint David’de Araştırma Görevlisi (Research Fellow) olarak görev yapmaktadır. Daha önce Oxford Üniversitesi’nde Kıdemli Araştırma Asistanı (Senior Research Assistant) olarak çalışmış; ayrıca Liverpool Hope ve Chester Üniversitelerinde çağdaş İslam Çalışmaları, Din Çalışmaları, Britanya’daki Müslümanlar ve Müslüman gençlik çalışmaları alanlarında öğretim görevlisi (Lecturer) olarak dersler vermiştir.
Dr. Hamid’in araştırma alanları arasında Britanyalı Müslümanlar, Amerika ve Avrupa’da İslam, İslami aktivizm, dinî radikalleşme, dinler arası ilişkiler ile din ve kamu politikaları yer almaktadır. İslam’ın Britanya’daki görünümü, Müslüman gençler ve küresel ölçekte İslami dinî canlanma hareketlerinin farklı biçimleri üzerine çok sayıda çalışma kaleme almıştır.
Son dönem yayınları arasında şunlar bulunmaktadır: Contemporary British Muslim Arts and Cultural Production: Identity, Belonging and Social Change (Routledge, 2023); British Muslims: New Directions in Islamic Thought, Creativity and Activism (Edinburgh University Press, 2018); ve Political Muslims: Understanding Youth Resistance in the Global Context (Syracuse University Press, 2018).


